Isparta’dan Küresel Parfümeri ve Kozmetik Sanayisine Uzanan Yüksek Katma Değerli Bir Tarım ve Sanayi Zinciri
Gül, insanlık tarihinde yalnızca güzelliğin ve kokunun simgesi değildir. Özellikle Rosa damascena Mill., yani yağ gülü, tarımdan kimyaya, parfümeriden kozmetiğe, gıdadan turizme uzanan çok katmanlı bir endüstrinin hammaddesidir.
Dünyada birçok ülkede kokulu gül yetiştirilmesine rağmen ticari ölçekte Rosa damascena temelli gül yağı endüstrisinin merkezinde Türkiye ve Bulgaristan bulunmaktadır. İran, Fas, Hindistan, Çin ve bazı Orta Asya ülkeleri ise özellikle gül suyu, yerel gül ürünleri veya daha sınırlı miktardaki uçucu yağ üretimleriyle sektörün diğer önemli coğrafyalarını oluşturur. Bilimsel literatür, Türkiye ile Bulgaristan'ın birlikte uluslararası gül yağı arzının çok büyük bölümünü sağladığını göstermektedir; ancak ülkelerin küresel paylarına ilişkin yüzdeler yıldan yıla ve kullanılan veri kaynağına göre önemli ölçüde değişmektedir. Bu nedenle “dünya üretiminin tam olarak yüzde kaçı?” sorusuna tek ve değişmez bir rakam vermek bilimsel açıdan doğru değildir.
Türkiye açısından ise tablo çok daha nettir: Isparta, ülkenin yağ gülü endüstrisinin merkezidir. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 2024 verilerine göre Türkiye'deki 19.318 tonluk gül üretiminin 16.804 tonu Isparta'da gerçekleşmiş; böylece ilin Türkiye üretimindeki payı yaklaşık %87 olmuştur.
Gül Endüstrisi Nedir?
“Gül endüstrisi” yalnızca gülyağı üretiminden ibaret değildir. Endüstri, bahçede başlayan ve nihai kozmetik ya da parfüm ürününe kadar devam eden geniş bir değer zincirini kapsar.
Yağ gülünden başlıca gül yağı, gül suyu, gül konkreti, gül absolütü, kurutulmuş gül ve gül yaprağı ürünleri elde edilir. Bunların yanında reçel, lokum, şerbet ve çeşitli gıda ürünleri; kozmetik preparatlar; kişisel bakım ürünleri; parfümler ve aromatik ürünler de ekonomik zincirin sonraki basamaklarını oluşturur. Bilimsel literatür, Rosa damascena'nın başlıca endüstriyel ürünlerinin gül yağı, gül suyu, konkret ve absolüt olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle bir ülkenin “gül üreticisi” olması ile “gül endüstrisinde yüksek katma değer yaratan ülke” olması aynı şey değildir.
Asıl ekonomik değer; çiçeğin yetiştirilmesinin ardından onun işlenmesi, standardize edilmesi, analiz edilmesi, markalanması ve nihai ürüne dönüştürülmesiyle ortaya çıkar.
Dünyada Gül Endüstrisinin Başlıca Merkezleri
Türkiye: Isparta ve Göller Bölgesi
Türkiye'de ticari yağ gülü üretiminin merkezi Isparta olmakla birlikte Burdur, Afyonkarahisar ve Denizli'nin bazı bölgelerinde de yetiştiricilik yapılmaktadır.
Türkiye'deki modern yağ gülcülüğünün gelişimi 19. yüzyılın sonlarına uzanır. Isparta'da üretimin gelişmesinde Müftüzade Gülcü İsmail Efendi'nin girişimleri tarihsel dönüm noktalarından biri kabul edilir. Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı da Göller Bölgesi'ndeki yağ gülü tarımının yaklaşık 140 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirtmektedir.
Bugün Isparta yalnızca gül yetiştiren bir tarım bölgesi değildir. Çiçeğin işlendiği damıtma tesisleri, ekstraksiyon işletmeleri, kozmetik üreticileri, araştırma kurumları, kooperatifler ve ihracat şirketleriyle bir gül sanayi ekosistemi oluşturmuştur.
2020 tarihli BAKA fizibilite çalışmasında Göller Bölgesi'nde 34 gül yağı fabrikasının bulunduğu bildirilmiştir. Avrupa Birliği'nde “Isparta Gülyağı” adına yapılan coğrafi işaret başvurusunun 2025 yılında yayımlanan teknik belgesinde ise bu tesislerin 32'sinin Isparta sınırları içerisinde bulunduğu belirtilmektedir.
Bu yoğunlaşma önemlidir. Çünkü gül çiçeği hasattan sonra uzun süre bekletilebilen klasik bir tarım hammaddesi değildir. Çiçeğin mümkün olduğunca kısa sürede işlenmesi gerekir.
Bulgaristan: Kazanlık ve Gül Vadisi
Türkiye'nin küresel gül endüstrisindeki en önemli rakibi ve aynı zamanda aynı geleneksel üretim coğrafyasının diğer büyük merkezi Bulgaristan'dır.
Bulgaristan'da özellikle Kazanlık, Karlovo, Strelcha ve çevresi, Rosa damascena üretimiyle tanınmaktadır.
Bulgaristan Tarım Bakanlığının verilerine göre 2023 sezonunda ülkede yaklaşık 9.500 ton gül çiçeği toplanmış ve bundan yaklaşık 2,5 ton gül yağı elde edilmiştir. Bakanlık ayrıca üretimin %90'dan fazlasının Plovdiv, Stara Zagora ve Pazardzhik bölgelerinde yoğunlaştığını bildirmektedir. Yaklaşık 3.000 üretici ve 50'den fazla işleme tesisi sektör içerisinde yer almaktadır.
Bulgar gül yağı Avrupa Birliği, ABD, Çin, Japonya ve Tayvan gibi pazarlara ihraç edilmektedir. Bulgaristan'ın son yıllardaki stratejik tartışması da Türkiye açısından dikkat çekicidir: yalnızca gül yağı ihraç etmek yerine yağın Bulgaristan'da üretilen daha yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Bulgaristan Tarım Bakanlığı bu yaklaşımı açık biçimde sektör politikası olarak gündeme getirmiştir.
Türkiye için de geleceğin temel konularından biri tam olarak budur.
İran: Gül Suyunun Güçlü Geleneği
İran, Rosa damascena'nın tarihsel ve genetik çeşitliliği açısından önemli ülkelerden biridir.
Özellikle Kashan ve çevresi, geleneksel gül suyu üretimiyle dünyada tanınmaktadır. FAO kayıtları, Orta İran'daki gül suyu ve aromatik su üretiminin zaman içerisinde hem geleneksel aile işletmelerine hem de endüstriyel üretim tesislerine dönüştüğünü göstermektedir.
İran'ın gül ekonomisi Türkiye ve Bulgaristan'dan biraz farklıdır. Türkiye ve Bulgaristan'ın küresel parfümeri hammaddesi olarak gül yağı üretimindeki güçlü konumuna karşılık, İran'ın geleneksel ekonomisinde gül suyu ve aromatik sular daha belirgin bir yere sahiptir.
Rosa damascena üzerine yapılan bilimsel yayınlar açısından da İran oldukça aktif bir ülkedir. 2025 yılında yayımlanan sistematik bir incelemede değerlendirilen Rosa damascena araştırmalarının önemli bölümünün İran kaynaklı olduğu görülmektedir.
Fas
Fas'taki gül üretimi özellikle Kalaat M'Gouna ve Dadès Vadisi çevresinde yoğunlaşmaktadır.
Fas, Türkiye ve Bulgaristan ölçeğinde bir gül yağı üreticisi değildir; ancak gül suyu, konkret, parfümeri hammaddeleri, yerel kozmetik ürünleri ve gül turizmi açısından önemli bir bölgesel merkezdir.
Bilimsel literatürde Fas, Rosa damascena yetiştirilen geleneksel ülkeler arasında düzenli olarak gösterilmektedir.
Fas örneğinin dikkat çekici yönlerinden biri de tarım ürünü ile kültür, destinasyon ve turizm markasının birlikte geliştirilmesidir.
Hindistan ve Diğer Üretim Bölgeleri
Rosa damascena Hindistan'ın Uttar Pradesh, Rajasthan, Jammu-Kashmir, Himachal Pradesh, Punjab ve Uttarakhand gibi bölgelerinde de yetiştirilmektedir.
Hindistan'da özellikle gül suyu ve geleneksel parfümeri kültürünün önemli ürünü olan attar üretimi dikkat çeker. Akademik kaynaklar Hindistan'da geniş bir gül yetiştiriciliği alanı bulunmasına rağmen gül yağı üretiminin Türkiye ve Bulgaristan'a kıyasla daha sınırlı olduğunu göstermektedir.
Çin, Afganistan ve bazı Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinde de üretim yapılmakta; ancak uluslararası yüksek kaliteli gül yağı ticaretinde Türkiye ve Bulgaristan'ın ağırlığı devam etmektedir.
Neden Özellikle Rosa damascena?
Dünyada yüzlerce Rosa türü ve binlerce kültivar bulunmasına rağmen bunların yalnızca küçük bir bölümü uçucu yağ üretimi açısından endüstriyel önem taşır.
Rosa damascena Mill. bu grubun en önemli üyelerinden biridir.
Gül yağının temel uçucu bileşenleri arasında citronellol, geraniol, nerol ve linalool gibi monoterpen alkoller bulunur. Bunun yanında çok düşük miktarlarda bulunmalarına rağmen kokunun karakteri üzerinde güçlü etki gösteren β-damascenone, β-damascone ve β-ionone gibi moleküller de önemlidir.
Avrupa Birliği'nde yayımlanan Isparta Gülyağı teknik dosyasında citronellol için yaklaşık %30,4–54,6; geraniol için %7,8–23,5; nerol için %4,6–10,2 ve linalool için %1,1–3,1 aralıkları bildirilmektedir.
Ancak burada önemli bir nokta vardır:
Gül yağının kalitesi tek bir molekülün yüksek olmasıyla açıklanamaz.
Coğrafya, yükseklik, sıcaklık, yağış, hasat zamanı, çiçeğin bekleme süresi, distilasyon teknolojisi ve saklama koşulları uçucu yağın kimyasal profilini etkileyebilir. Türkiye, Bulgaristan, İran, Hindistan ve Çin'den alınan yağların ana bileşen oranlarının farklılık gösterebildiği bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
Gül Hasadı Neden Sabah Çok Erken Yapılır?
Yağ gülünün ekonomik değerini belirleyen ilk kritik aşama hasattır.
Isparta'da çiçeklenme genellikle mayıs ayında başlar ve rakıma bağlı olarak haziran sonuna, bazı yüksek bölgelerde temmuz başına kadar uzayabilir. Çiçekler çoğunlukla sabah erken saatlerde elle toplanır.
Bilimsel çalışmalar Türkiye'deki hasat döneminin yaklaşık 35–45 günlük kısa bir dönem olduğunu ve çiçeklerin geleneksel olarak sabah saatlerinde toplandığını göstermektedir.
Bunun nedeni yalnızca gelenek değildir.
Sıcaklık yükseldikçe uçucu bileşen kaybı artabilir. Ayrıca toplanan çiçeklerin bekleme süresi uzadıkça hammaddenin kimyasal yapısında değişimler meydana gelebilir.
Dolayısıyla gül endüstrisinde:
bahçe → toplama → taşıma → işleme
zincirinin hızlı işlemesi gerekir.
Bu özellik, gül endüstrisini lojistik açıdan diğer birçok aromatik bitkiden ayırır.
Birkaç Ton Çiçekten Neden Çok Az Gül Yağı Çıkar?
Gül yağını değerli yapan temel nedenlerden biri, çiçek içerisindeki uçucu yağ miktarının son derece düşük olmasıdır.
Hasadın yapıldığı yıl, çiçeğin kalitesi, distilasyon sistemi ve diğer üretim koşullarına bağlı olmakla birlikte bir kilogram gül yağı elde etmek için birkaç ton taze gül çiçeğinin işlenmesi gerekebilir.
Nitekim Bulgaristan'ın 2023 verileri bu ilişkinin ölçeğini açık biçimde gösterir: yaklaşık 9.500 ton çiçekten yaklaşık 2,5 ton gül yağı elde edilmiştir.
Bu nedenle gül yağı dünyadaki en yüksek ekonomik değere sahip doğal aromatik hammaddelerden biri olarak kabul edilir.
Gül Çiçeğinden Hangi Ürünler Elde Edilir?
Gül endüstrisini anlamanın en önemli noktalarından biri, aynı çiçeğin farklı teknolojiler kullanılarak farklı ürünlere dönüştürülebilmesidir.
Damıtma ile başlıca gül yağı ve gül suyu, solvent ekstraksiyonu ile gül konkreti, konkretin ileri işlenmesiyle ise gül absolütü elde edilir.
Gül absolütü özellikle parfümeri açısından değerlidir; çünkü gülün bazı karakteristik koku molekülleri su buharı distilasyonu sırasında elde edilen yağdan farklı oranlarda absolütte bulunabilir.
Bunun yanında yapraklardan kurutulmuş gül, çay, reçel, şekerleme, lokum ve farklı gıda ürünleri de üretilebilir.
Dolayısıyla modern gül endüstrisinin geleceği sadece:
“Ne kadar gül yağı ürettik?”
sorusunda değil,
“Bir kilogram gül çiçeğinden ne kadar bilimsel, teknolojik ve ticari değer üretebildik?”
sorusunda aranmalıdır.
Türkiye'nin Gül Endüstrisindeki Gücü
Türkiye'nin önemli avantajlarından biri, üretimin belirli bir bölgede yoğunlaşmış olmasıdır.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 2024 verileri bunun büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır:
Türkiye gül üretimi: 19.318 ton
Isparta üretimi: 16.804 ton
Isparta'nın Türkiye üretimindeki payı: yaklaşık %87.
Bu yoğunlaşma; yetiştiricilik bilgisi, damıtma tecrübesi, insan kaynağı, araştırma altyapısı ve sanayi birikiminin de aynı coğrafyada gelişmesini sağlamıştır.
Isparta'nın avantajı yalnızca “çok gül yetiştirmesi” değildir.
Asıl avantaj:
tarım + üretim bilgisi + distilasyon altyapısı + endüstriyel tecrübe + araştırma + coğrafi kimliğin aynı yerde birleşmesidir.
Isparta Gülünün Coğrafi Kimliği
Türkiye'deki gül endüstrisinin geleceği açısından coğrafi işaretler özellikle önemlidir.
Isparta Gülü, Türkiye'de 2006 yılında menşe adı olarak tescil edilmiştir.
Bunun ardından:
Isparta Gülyağı 2019 yılında,
Isparta Gül Suyu ise 2021 yılında menşe adı olarak tescil edilmiştir.
Ayrıca “Isparta Gülyağı” adına Avrupa Birliği'nde PDO — Protected Designation of Origin / Korunmuş Menşe Adı başvurusu yapılmış ve başvuru 26 Şubat 2025 tarihinde Avrupa Birliği Resmî Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Bu gelişmeler yalnızca hukuki koruma anlamına gelmez.
Coğrafi işaret;
ürünün nerede yetiştiğini, hangi hammaddenin kullanıldığını, üretim geleneğini ve kalite kriterlerini uluslararası pazarda daha görünür hale getirebilir.
Türkiye Gül Yağını Nereye Satıyor?
Isparta'da üretilen gülyağının büyük bölümü nihai tüketiciye küçük şişeler halinde değil, uluslararası parfümeri ve kozmetik sanayisine hammadde olarak satılmaktadır.
AB'ye sunulan Isparta Gülyağı teknik dosyasında başlıca ihracat pazarları arasında Fransa, ABD, Almanya, Japonya, İsviçre, Belçika, İngiltere, Hollanda ve Suudi Arabistan sayılmaktadır.
Burada Fransa'nın önemini ayrıca vurgulamak gerekir.
Fransa büyük bir yağ gülü üreticisi olmamasına rağmen dünyanın en önemli parfümeri ve lüks kozmetik merkezlerinden biridir.
Bu durum küresel değer zincirinin karakterini gösterir:
Gül Isparta'da yetişebilir, gül yağı Türkiye'de üretilebilir; fakat çok daha yüksek perakende değere sahip parfüm Paris'te markalanabilir.
Gül endüstrisinin ekonomik geleceği açısından kritik meselelerden biri tam olarak bu değer farkıdır.
Hammaddeden Markalı Ürüne Geçiş
Bilimsel literatürde gül sektörünün önemli yapısal sorunlarından biri, yaratılan katma değerin tarımsal üreticiden ziyade işleme ve nihai ürün aşamalarında yoğunlaşması olarak tanımlanmaktadır.
Bir kilogram taze gül çiçeğinin ekonomik değeri ile aynı çiçekten üretilen:
gül yağı,
gül absolütü,
cilt bakım serumu,
lüks krem
veya premium parfümün
nihai ekonomik değeri arasında çok büyük fark vardır.
Bu nedenle Türkiye açısından geleceğin hedefi yalnızca dünya gül yağı üretimindeki güçlü konumu korumak değil; gül yağını ve gül distilatlarını yüksek katma değerli nihai ürünlere dönüştürmek olmalıdır.
Bulgaristan'da da aynı tartışmanın yaşanması tesadüf değildir. Bulgaristan Tarım Bakanlığı, ülkede daha fazla gül yağının nihai ürünlere dönüştürülmesi gerektiğini açık biçimde vurgulamaktadır.
Kozmetik, Parfümeri ve Gül Endüstrisi
Gül yağının en önemli uluslararası kullanım alanlarından biri parfümeridir.
Özellikle kaliteli Rosa damascena yağı, çok küçük miktarlarda dahi parfüm kompozisyonuna karakter kazandırabilir.
Ancak son yıllarda gül endüstrisinin ekonomik yapısı değişmektedir. Değer yalnızca uçucu yağdan değil;
gül suları ve distilatları,
cilt bakım ürünleri,
serumlar,
kremler,
temizleyiciler,
aromaterapi ürünleri,
doğal parfümler
ve bilimsel olarak karakterize edilmiş yeni nesil gül hammaddelerinden de yaratılmaktadır.
Bu dönüşüm Türkiye için önemli bir fırsattır.
Çünkü Isparta'nın sahip olduğu hammadde ve üretim bilgisi, yalnızca uluslararası firmalara gül yağı satmak yerine gül temelli bilim ve kozmetik teknolojisi geliştiren bir kümelenmeye dönüşebilir.
Nitekim Türkiye üzerine yapılan akademik çalışmalarda Isparta için geçmişten beri bir “kozmetik vadisi” oluşturma potansiyelinden söz edilmektedir.
Gül Turizmi: Çiçekten Deneyim Ekonomisine
Gülün ekonomik değeri fabrikada sona ermez.
Isparta ve Bulgaristan Gül Vadisi gibi bölgelerde hasat dönemi giderek artan biçimde turizm faaliyetine dönüşmektedir.
Gül bahçeleri, hasat deneyimleri, distilasyon gösterileri, yerel gastronomi ve gül temalı festivaller sayesinde tarımsal üretim deneyim ekonomisiyle birleşmektedir.
BAKA, Göller Bölgesi'nin gül ve lavanta dâhil aromatik bitki turizmi sayesinde yüz binlerce ziyaretçi çekebildiğine dikkat çekmektedir.
Buradaki ekonomik model oldukça önemlidir:
Bir gül çiçeği yalnızca kilogram üzerinden satılan bir tarım ürünü değil; aynı zamanda kültür, hikâye, gastronomi, turizm ve marka değeridir.
Gül Endüstrisinin Karşı Karşıya Olduğu Sorunlar
Gül endüstrisinin geleceği güçlü görünmekle birlikte sektörün çözmesi gereken temel sorunlar bulunmaktadır. Bunların başında iklim değişikliği ve değişen yağış-sıcaklık dengesi, kısa hasat süresi, yoğun el emeği ihtiyacı, işçilik maliyetleri, hasat sonrası hızlı işleme zorunluluğu, üretici gelirlerinin dalgalanması, kalite standardizasyonu, izlenebilirlik, taklit ve tağşiş riski ve hammaddenin yeterince yüksek katma değerli ürüne dönüştürülememesi gelmektedir.
Bulgaristan üzerine yapılan güncel akademik çalışmalar da üretimde ekonomik, teknolojik ve çevresel sürdürülebilirliğin sektörün temel sorunlarından biri olduğunu göstermektedir.
Özellikle iklim konusu gelecek yıllarda daha fazla önem kazanacaktır. Rosa damascena'nın verimi kadar uçucu yağın kimyasal profili de yetişme koşullarından etkilenebildiği için mesele yalnızca “kaç ton çiçek üretildiği” değildir.
Çiçeğin hangi kimyasal kaliteyle üretildiği de giderek daha önemli hale gelecektir.
Bilim Gül Endüstrisini Nasıl Değiştiriyor?
Modern gül endüstrisinde artık yalnızca damıtma bilgisi yeterli değildir.
Yeni dönemin rekabet araçları;
GC-MS ve GC-FID kimyasal analizleri, mikrobiyolojik kontroller, stabilite araştırmaları, güvenlik testleri, standardizasyon, coğrafi izlenebilirlik, yeni ekstraksiyon teknolojileri, biyolojik etkinlik araştırmaları ve ürün geliştirme çalışmalarıdır.
Örneğin Isparta Gülyağı için Avrupa Birliği'ne sunulan teknik dosyada yağın yoğunluğundan refraktif indeksine, optik rotasyonundan temel aroma bileşenlerine kadar ayrıntılı fizikokimyasal sınırlar tanımlanmıştır.
Bu yaklaşım gül sektörünün geleceğine ilişkin önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır:
Gülün gelecekteki değeri yalnızca kokusundan değil, ölçülebilir ve doğrulanabilir özelliklerinden de gelecektir.
Gül Suyu da Artık Ayrı Bir Endüstriyel Hammadde Olarak Değerlendirilmeli
Geleneksel gül yağı endüstrisinde ekonomik değer çoğu zaman gül yağı üzerinden tanımlanmış, gül suyu ise damıtmanın ikinci ürünü olarak görülmüştür.
Ancak kozmetik biliminin gelişmesiyle bu yaklaşım değişmektedir.
Gül distilatlarının;
kimyasal profilleri,
üretim teknikleri,
mikrobiyolojik özellikleri,
stabiliteleri
ve kozmetik kullanımları
artık bağımsız araştırma alanları haline gelmektedir.
Bu nedenle modern gül endüstrisini yalnızca “gülyağı endüstrisi” olarak tanımlamak giderek yetersiz kalmaktadır.
Gelecekte farklı üretim yöntemleriyle elde edilen ve kimyasal olarak karakterize edilmiş gül distilatları, sektör içinde çok daha önemli bir kategori oluşturabilir.
Türkiye'nin Önündeki Büyük Fırsat
Türkiye zaten dünyanın en önemli Rosa damascena üretim merkezlerinden biridir.
Dolayısıyla soru artık:
“Türkiye daha fazla gül üretebilir mi?”
sorusundan daha büyüktür.
Asıl soru şudur:
“Türkiye yetiştirdiği gülün yarattığı küresel ekonomik değerden ne kadar pay alabilir?”
Bunun yolu da yalnızca üretim miktarını artırmaktan değil;
bilimsel araştırma, patent ve yenilik, yeni üretim teknolojileri, ileri analiz, sürdürülebilir tarım, izlenebilirlik, coğrafi işaretler, güçlü uluslararası markalar ve yüksek katma değerli kozmetik ve parfümeri ürünlerinden geçmektedir.
Isparta'nın sahip olduğu 140 yılı aşan kültürel ve üretim birikimi, bugün bilim ve teknolojiyle birleştiğinde çok daha büyük bir ekonomik değere dönüşebilir.
Sonuç: Gül Artık Sadece Bir Tarım Ürünü Değildir
Türkiye'de ve dünyada gül endüstrisinin gelişimine baktığımızda üç dönem görüyoruz.
İlk dönem gülü yetiştirme dönemiydi.
İkinci dönem gül yağını ve gül suyunu üretme dönemiydi.
Bugün ise üçüncü bir dönemin içindeyiz:
Gülü bilim, teknoloji ve marka değeriyle yeniden tanımlama dönemi.
Türkiye ve Bulgaristan dünya Rosa damascena endüstrisinin iki temel üretim merkezini oluşturmaya devam ederken İran, Fas, Hindistan ve diğer ülkeler kendilerine özgü gül ekonomileri geliştirmektedir.
Türkiye'nin bu küresel yapı içindeki en büyük gücü ise Isparta'dır.
2024 yılında Türkiye gül üretiminin yaklaşık %87'sini tek başına gerçekleştiren Isparta, yalnızca “Güller Diyarı” olarak değil; dünya parfümeri, kozmetik ve doğal ürün endüstrisine hammadde sağlayan stratejik bir üretim merkezi olarak değerlendirilmelidir.
Ancak gelecek için daha büyük bir hedef mümkündür:
Isparta'nın dünya için yalnızca gül yetiştiren ve gül yağı üreten bir merkez değil; gül biliminin, gül teknolojisinin ve yüksek katma değerli gül ürünlerinin de merkezi haline gelmesi.
Gül Akademisi açısından gülün bilimsel yolculuğunun en önemli mesajlarından biri de budur:
Topraktan başlayan değer, bilimle büyür; teknolojiyle farklılaşır ve marka ile dünyaya ulaşır.
Başlıca kaynaklar
Bu yazının hazırlanmasında T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Isparta İl Müdürlüğü 2024 üretim verileri; Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Yağ Gülü Tarımı ve Endüstrisi Fizibilite Raporu; TÜRKPATENT Isparta Gülü, Isparta Gülyağı ve Isparta Gül Suyu kayıtları; Avrupa Birliği Resmî Gazetesi'nde yayımlanan Isparta Gülyağı PDO başvuru dosyası; Bulgaristan Tarım ve Gıda Bakanlığı verileri ile Rosa damascena üretimi ve endüstrisi üzerine yayımlanmış hakemli bilimsel çalışmalar kullanılmıştır.
Akademi editör notu: Dünya gül yağı pazarında Türkiye ve Bulgaristan'ın yüzdesini veren kaynaklarda ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle bu yazıda “Türkiye dünya üretiminin kesin %X'ini karşılar” gibi değişmez bir oran kullanmak yerine, güncel resmî üretim verileri ile bilimsel literatürün ortaklaştığı “Türkiye ve Bulgaristan küresel gül yağı üretiminin başlıca iki merkezidir” ifadesi tercih edilmiştir. Bu, Akademi'nin bilimsel güvenilirliği açısından daha doğru yaklaşımdır.