Blog
Bir Damlanın Ardındaki Bilim: Gül Suyundan Çok Daha Fazlası
Akita Yağı Alınmamış Gül Distilatını kimyasal bileşenlerinden cilt bakım araştırmalarına, stabilite testlerinden RF ölçümlerine uzanan bilimsel bir bakışla keşfedin.
Bir damla gül suyuna baktığınızda ne görürsünüz?
Berrak bir sıvı. Belki hafif bir gül kokusu. Belki de yüzyıllardır güzellik ve kişisel bakımda kullanılan geleneksel bir ürün.
Peki, aynı damlayı bir laboratuvarda incelemeye başladığımızda ne görürüz?
Bu kez karşımıza bambaşka sorular çıkar.
Hangi doğal molekülleri içeriyor? Bu bileşenler nasıl belirleniyor? Ürünün ciltle uyumu nasıl değerlendiriliyor? Zaman içindeki kararlılığı nasıl araştırılıyor? Kimyasal analizlerin ötesinde fiziksel özellikleri de ölçülebiliyor mu?
Akita'nın Rosa damascena üzerine yürüttüğü çalışmalar, gül suyuna yalnızca geleneksel bir kozmetik ürün olarak değil, bilimsel yöntemlerle incelenebilen bir botanik distilat olarak yaklaşmanın önemini ortaya koyuyor.
🌹 GÜL SUYUNDAN ÇOK DAHA FAZLASI
Akita için gülün değeri yalnızca kokusunda değildir. Gülün botanik kimliği, distilasyonla elde edilen doğal bileşimi, ölçülebilir özellikleri ve kalite araştırmaları bir bütün olar...
Rosa Damascena Aromaterapisi Stresi Azaltabilir mi? Koroner Anjiyografi Hastalarında Yapılan Klinik Çalışma Ne Gösteriyor?
Bilimsel Araştırmalar Gül Kokusunun Etkisini Destekliyor
Rosa damascena (Şam Gülü), yüzyıllardır yalnızca hoş kokusuyla değil, aynı zamanda insanların kendilerini daha sakin ve rahat hissetmelerine katkısıyla da bilinen değerli bir bitkidir. Günümüzde ise bu geleneksel kullanım, klinik araştırmalarla da incelenmeye devam etmektedir.
2021 yılında yayımlanan randomize kontrollü bir klinik çalışma, Rosa damascena aromaterapisinin stres, kaygı (anksiyete) ve bazı fizyolojik parametreler üzerindeki etkilerini değerlendirmiştir. Özellikle tıbbi bir işlem öncesinde yoğun kaygı yaşayan hastalarda elde edilen sonuçlar oldukça dikkat çekicidir.
Bu yazıda araştırmanın bulgularını bilimsel açıdan özetliyor, aynı zamanda günlük yaşamda gül aromasının neden bu kadar özel kabul edildiğini ele alıyoruz.
Koroner Anjiyografi Neden Kaygıya Neden Olur?
Koroner anjiyografi, kalp damarlarının görüntülenmesini sağlayan önemli bir tanı yöntemidir.
Her ne kadar güvenli bir işlem olsa da birçok hasta işlem öncesinde;
stres,
endişe,
korku,
kalp çarpıntısı,...
Rosa damascena ve Mantarlar: Gülün Antifungal Potansiyeli Bilimsel Olarak Ne Söylüyor?
Gül yalnızca kokusuyla değil, mikroorganizmalarla etkileşimiyle de bilimin konusu
Rosa damascena denildiğinde çoğumuzun aklına önce karakteristik gül kokusu, gül yağı ve gül suyu gelir. Oysa bu değerli bitkinin bilimsel hikâyesi kokusundan çok daha geniştir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar, Rosa damascena uçucu yağının bazı mantar türleri üzerindeki etkisini de araştırıyor. Candida türlerinden Aspergillus ve Fusarium gibi farklı mantarlara kadar uzanan araştırmalar, gülün kimyasal bileşenlerinin antifungal potansiyeli konusunda dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor.
Peki bu çalışmalar ayak mantarı açısından ne ifade ediyor?
Ve daha önemlisi:
Gül yağı üzerinde elde edilen sonuçlar, gül suyuna veya yağı ayrılmadan üretilen Rosa damascena distilatına doğrudan aktarılabilir mi?
Bilimsel olarak yanıtlanması gereken asıl soru burada başlıyor.
KISA CEVAP
Rosa damascena uçucu yağının bazı Candida, Aspergillus ve Fusarium türlerine karşı laboratuvar ortamında antifungal aktivite gösterdiğini bildiren bilimsel çalışmalar bulunmaktadır.
Ancak klasik ayak mantarının başlıca etkenleri Candida de...
Gül Yağını Koklamak: Burundan Beyne Bir Rosa damascena Yolculuğu
Birkaç nefeslik gül yağı deneyimi bilimsel araştırmalarda nasıl inceleniyor?
Bir şişe saf gül yağının kapağını açtığımızı düşünelim.
Şişeyi burnumuza yaklaştırıyoruz.
Bir nefes.
Sonra bir nefes daha.
Birkaç saniye içinde gülün karakteristik aromasını fark ediyoruz.
Fakat bilim açısından bu birkaç saniyede çok daha ilginç bir soru ortaya çıkıyor:
Gül yağını kokladığımızda bedenimiz ve beynimizde ölçülebilir bir şey oluyor mu?
Rosa damascena üzerine yapılan araştırmalar bu soruyu farklı yöntemlerle incelemeye başladı. Araştırmacılar yalnızca insanların “kendimi daha rahat hissediyorum” demesine bakmıyor. Bazı çalışmalarda beyin aktivitesi, kortizol, kan basıncı, uyku kalitesi ve psikolojik ölçekler gibi farklı göstergeler de ölçülüyor.
Dolayısıyla gül yağını koklamak artık yalnızca aromaterapinin geleneksel anlatısının değil, olfaksiyon, nörobilim, fizyoloji ve klinik araştırmaların kesiştiği bir araştırma alanının konusu.
AKADEMİ'NİN TEMEL SORUSU
Gül yağını kokladığımızda yalnızca güzel bir aroma mı algılıyoruz, yoksa organizma bu duyusal uyarana ölçülebilir yanıtlar da veriyor mu?
1. Önce önemli ayr...
Aynı Gülü Neden Her Gün Aynı Koklamıyoruz?
Duygu, hafıza, beklenti ve dikkat aynı Rosa damascena kokusunu neden farklı deneyimlememize yol açabilir?
Dün kullandığınız gül suyu bugün size biraz farklı mı koktu?
Belki dün ilk fark ettiğiniz şey yumuşak ve çiçeksi karakteriydi. Bugün ise daha taze, yeşil veya hafif keskin bir yönü dikkatinizi çekti.
Böyle bir durumda akla ilk gelen soru genellikle şudur:
“Ürün mü değişti?”
Oysa koku biliminin önümüze koyduğu daha ilginç bir olasılık vardır:
Belki değişen ürün değil, kokuyu algıladığımız andır.
Çünkü koku, yalnızca şişenin içindeki uçucu moleküllerden ibaret değildir. Moleküller koku deneyiminin başlangıç noktasını oluşturur; ardından burun, beyin, dikkat, hafıza, beklenti ve içinde bulunduğumuz fizyolojik veya duygusal durum devreye girer.
Bilimsel literatürde bu durum state-dependent odor perception, yani kişinin içinde bulunduğu duruma bağlı koku algısı çerçevesinde inceleniyor. Araştırmalar özellikle açlık ve tokluk durumunun koku değerlendirmesi üzerindeki etkisini güçlü biçimde gösterirken; duygu durumu, uyku yoksunluğu ve sirkadiyen durum gibi etkenlerin de koku algısını değiştirebileceğine ilişkin bulgular bulunduğunu...
Gülün kokusundan kimyasal profiline: Rosa damascena distilatının karakteristik aromasının ardındaki bilim
Bir gül suyunun nasıl kokmasını beklersiniz?
Tatlı, yumuşak ve romantik bir gül kokusu mu?
Akita Yağı Alınmamış Gül Suyu'nu ilk kez deneyenlerin yorumları tam da bu noktada birbirinden ayrılabiliyor. Bazı kullanıcılar ürünü açtıkları anda yoğun ve doğal bir gül kokusu aldıklarını, hatta “mis gibi gül koktuğunu” söylüyor. Bazıları ise aynı üründe daha keskin, ekşimsi veya sirkeyi hatırlatan farklı bir nota hissedebiliyor.
İlginç olan, aynı şişenin kokusunun iki kişi tarafından bile farklı algılanabilmesi.
Peki neden?
Bu sorunun cevabı yalnızca burnumuzda değil; Rosa damascena'nın kimyasında ve distilasyon sırasında suya geçen doğal bileşenlerde aranmalı.
Gül suyunun kokusunu değil, gülün kimyasını kokluyorsunuz.
Akita'nın karakteristik kokusu tesadüf değil. Rosa damascena'nın distilasyon sırasında ürüne geçen doğal uçucu bileşenlerinin oluşturduğu kompleks aromatik profilin duyusal bir yansımasıdır.
Gerçek Gül Suyu Her Zaman Parfüm Gibi Kokmak Zorunda mı?
Gül denildiğinde zihnimizde belirli bir koku beklentisi oluşuyor. Bunun önemli nedenlerinden biri parfüm, koz...
Bir markanın gelişimi yalnızca büyüme rakamlarıyla, yeni ürünlerle veya ulaştığı pazarlarla ölçülmez. Bazı dönemler vardır ki şirketin ne yaptığı kadar neden yaptığı, sahip olduğu bilgiyi nasıl değerlendirdiği ve gelecekte nerede konumlanmak istediği de yeniden tanımlanır.
Akita için 2025 ve 2026 böyle bir dönem oldu.
1993 yılında başlayan yolculuğumuz, Isparta gülü Rosa damascena ile kurduğumuz uzun soluklu bağ, yıllar içinde geliştirdiğimiz üretim deneyimi ve 2003 yılında ortaya koyduğumuz yağı ayrıştırılmamış gül suyu (Non-De-Oiled Rose Water – NDORW) yaklaşımı üzerine inşa edildi.
2025–2026 döneminde ise bu birikime yeni bir boyut eklendi:
Araştırmak, ölçmek, belgelemek, bilgiyi paylaşmak ve geleceğin teknolojileriyle buluşturmak.
Bugün 2027’ye hazırlanırken Akita’nın önünde yalnızca yeni ürünlerden oluşan bir yol haritası bulunmuyor. Hedefimiz; üretim deneyimini, bilimsel araştırmayı, eğitimi, doğal bakım kültürünü ve teknolojiyi aynı ekosistemde buluşturan daha kapsamlı bir Akita oluşturmaktır.
2025: Akita’nın marka kimliğini yeniden okuduğumuz yıl
Akita’nın geçmişinde güçlü bir üretim kültürü bulunuyor. Ancak uzun yıllara yayılan birikimin doğru anlatılması da en az...
Rosa damascena, Rosaceae (gülgiller) familyasının Rosa cinsine ait, güçlü kokusuyla tanınan aromatik bir gül türüdür. İngilizcede çoğunlukla Damask rose olarak adlandırılır.
Pek çok gül çeşidi görünüşü için yetiştirilirken Rosa damascena özellikle aromatik özellikleri nedeniyle ekonomik önem taşır. Çiçekleri gül yağı, gül suyu ve farklı gül türevlerinin üretiminde kullanılan önemli bir hammaddedir.Türkiye’de Rosa damascena denildiğinde akla gelen başlıca bölgelerden biri ise Isparta’dır.
Kısaca:Rosa damascena yalnızca süs amacıyla yetiştirilen bir gül değildir. Aromatik bileşenleri nedeniyle parfümeri, kozmetik ve gül ürünleri endüstrisi açısından değer taşıyan bir kültür bitkisidir.
Isparta Gülü ile Rosa damascena Aynı Şey midir?
“Isparta gülü” ifadesi günlük dilde çoğunlukla Isparta ve çevresinde gül yağı üretimi amacıyla yetiştirilen Rosa damascena için kullanılır.Ancak burada küçük fakat önemli bir ayrım vardır:Rosa damascena botanik türün adıdır; “Isparta gülü” ise bu gülün belirli bir üretim coğrafyası ve kültürüyle özdeşleşmiş adıdır.Dolayısıyla bir gülün yalnızca pembe ve güzel kokulu olması onun Rosa damascena olduğu anlamına gelmez.Dünyada binlerce gül çeşidi bulun...
Alzheimer hastalığı denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak hafıza kaybı gelir. Oysa bilişsel gerileme yalnızca hatırlama yeteneğini etkilemez. Dikkat, dil, duygu durumu, davranış, yönelim, karar verme ve günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilme becerisi de zaman içerisinde değişebilir.
Bu nedenle bilim insanları Rosa damascena gibi bitkileri araştırırken yalnızca “hafızayı etkiliyor mu?” sorusuna odaklanmıyor.
Bugüne kadar Rosa damascena farklı bilimsel yaklaşımlarla incelendi. Demanslı bireylerde yapılan küçük bir kontrollü insan çalışmasında Rosa damascena ekstraktı araştırıldı. Alzheimer ile ilişkili deneysel modellerde öğrenme ve uzun süreli hafıza değerlendirildi. Daha yakın tarihli araştırmalarda ise Rosa damascena uçucu yağının kolinerjik sistem ve BDNF gibi nörobilim açısından önemli mekanizmalarla ilişkisi incelendi.
Bütün bu çalışmalar birlikte düşünüldüğünde ilginç bir soru ortaya çıkıyor:
Rosa damascena neden Alzheimer, demans ve bilişsel gerilemeyle ilgili araştırmalarda karşımıza çıkıyor ve bilim insanları bugüne kadar ne buldu?
Bu yazıda özellikle Alzheimer, demans ve bilişsel fonksiyon araştırmalarına odaklanıyoruz. Gül kokusu, gül yağı ve hafıza arasın...
Bir gül bahçesine baktığımızda binlerce benzer çiçek görürüz. Ancak bilimsel açıdan bu çiçeklerin hepsi aynı değildir.
Gülün hangi türe ait olduğu, nerede yetiştiği, toprağı, iklimi, çiçeğin ne kadar açtığı, sezonun hangi döneminde toplandığı, günün hangi saatinde hasat edildiği ve hatta toplandıktan sonra distilasyona kadar ne kadar beklediği; elde edilecek aromatik ürünün miktarını ve kimyasal profilini etkileyebilir.
Bu nedenle kaliteli gül suyu veya gül yağı üretimi aslında fabrikada başlamaz.
Kalite, gül daha dalındayken başlar.
Kısaca: Bir gülün yalnızca Rosa damascena olması yeterli değildir. “Hangi gül?” sorusunun arkasından “nerede yetişti, ne zaman açtı, saat kaçta toplandı ve ne kadar sürede işlendi?” soruları gelir.
1. Her gül aynı değildir: Tür ve yetiştirilen materyal önemlidir
Rosa cinsi çok sayıda tür ve kültür formunu kapsar. Ancak aromatik amaçlı üretimde kullanılan güller bunların yalnızca küçük bir bölümüdür.
Prof. Dr. Hasan Baydar, yağ üretiminde kullanılan başlıca türler arasında Rosa damascena, Rosa gallica, Rosa centifolia, Rosa alba, Rosa rugosa ve Rosa moschata gibi gülleri sıralarken, Türkiye'de yağ üretiminin temel türünün Rosa damascena Mill. old...








